Ben Avrupa Birliğine karşıyım. Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesine karşıyım. Siyasi bir birliğin başarılı olamayacağını düşünüyorum. Tabii bunun önde gelen sebeplerinden biri İngiltere'de büyümüş olmam ve Avrupa Birliği ile ilgili oradaki belirli kesimlerin kaygıları. Onların öne sürdükleri fikirler hep bana daha mantıklı gelmiştir. İngiltere kendi para birimini de koruyarak ekonomik açıdan Avrupa'ya tamamen bağlanmamayı tercih etmiştir. Ve son iki – üç yılda meydana gelen ekonomik krizlerde de Avrupa Birliğinin ne kadar iyi işleyemediği de açıkca belli olmuştur.
Aslında kaygılarımın başında oradaki seçim ve yönetim sistemi geliyordu. Birçok şey seçilme sistemiyle değil atanma sistemiyle yürütülüyor. Ticaret açısından düşünüldüğünde tek para biriminin işleri kolaylaştıracağını düşünüyordum; halen öyle. Bu işin içinde olan ülkeler kendilerine ne kadar fayda, ne kadar zarar sağladığına kendileri karar versinler. Bizim için ise kolaylık. Mesela, http://www.avro-casino.com'a giderek avro ile oyun oynanan casinoları görebilirsiniz.
Aslında böyle büyük tartışma olan konulara girmek istemiyordum burada. Ama biraz da farz oldu son gelişmelerden dolayı. Ülkemizde çok önemli bir şey futbol. Hatta bazı kişiler için yeme içmeden daha önemli olduğunu söylersem çok fazla da buna katılmayan olacağını düşünmüyorum.
Çoğu kişi en büyük rakip takım taraftarlarının beraberce maç seyredebildiğini hatırlar. Ama son senelerde o kadar bir düşmanlık havası yaratıldı ki, artık aynı caddeden geçmek bile neredeyse mümkün değil; Pazar gecesi öldürülen genç'de olduğu gibi.
Bunun sebebi de bence çok açık – gerginlikten beslenen kulüp yöneticileri ve bunlara yaranmaya çalışan medya ile bunlardan dolayı tahrik olan ve ortalığı daha da geren futbolcular ve taraftarlar. Ve bunlara izin veren devlet ve futbol federasyonu. Tamamen bir temizliğe ihtiyacımız var. Artık iyice soğudum bu işten. Sinirliyim. Yatıştıracak birşeylere ihtiyacım var.
Gidip biraz ücretsiz casino oyunları oynayacağım.
Bahar aylarını gören ve aylardır yazın sıcaklarını özleyen insanlar, haliyle ufak bir güneş gördüklerinde hemen kısa kollu kıyafetler giyerek kendilerini dışarıya atıyorlar. Fakat sabahın erken saatlerinde ve akşam saatlerinde hava o kadar serinliyor ki, içlerindeki yaz aşkı ve gençliğine güvenen en başta ‘ben’ şimdilerde hasta ve yatıyorum. Coğrafya dersinden hatırladığım ve öğrendiğim kadarıyla yaz ayları Haziran ayının 21’inde başlar, Eylül’ün 21’inde yerini sonbahara bırakır. Biz ise genellikle Nisan ayının 15’i itibariyle güneşi gördüğümüzde hemen kendimizi salarız, uzun kollu kıyafetleri rafa kaldırırız
Ben bu hatayı yeni yapmış biri olarak sizi uyarmak istedim. Şimdilerde evet, üşütmüş bir hasta olarak yatağımda yatıyorum. İş yerinden de 2 günlüğüne izin aldım. İnsan çalışmayınca, evde çok sıkılıyor. Neyse ki, tablet bilgisayarımdaki yeni favorim olan hemen slot oyna seçeneğinden dilediğim oyunları seçip sıkılana kadar oynuyorum. Mutlu muyum? Evet
Ankara'da Konya – Samsun yolu üzerinde mobese kameraları var. Bu kameralar sayesinde sürücüler birazcık da olsa hızlarını yavaşlatıyorlar ancak işin bir de ilginç ve gülünç yanı var, bizim sürücülerimiz, o kameralara bile yaranmaya çalışıyorlar, bu da beni çok eğlendiriyor. O yolda her gidişimde dikkat ediyorum, kameralara yaklaşmadan önce arkanızdan gelirken sizi selektör yaparak rahatsız eden, oldukça hızlı gidenler, ki aceleleri olmalı diye düşünüyor insan, o kameralara yaklaşınca, hız sınırı saatte 70 km. olmasına rağmen hızlarını satte 40 veya 50 km.ye kadar düşürebiliyorlar. Bunu görünce ne kadar ilginç karakterde insanlar bunlar diye hem gülüyorum bir yandan da üzülüyorum. Tabii ben bunlardan bahsederken yan koltuğumda oturan eşim bir başka dünyada oluyor. Şimdi ben de onun gibi yapıp, online casino oyunlarında stresimi atıp, insanları daha az önemsemeye ve kafamı başka şeylere yormaya çalışıyorum.
İşim gereği hafta sonları da çalışıyorum. Hatta bazen arka arkaya hafta sonları çalıştığımız oluyor. Bir keresinde neredeyse bir ay boyunca hiç tatil yapmadan çalıştığımı biliyorum. Hafta sonları çalışma günlerimizi biriktirerek daha sonra hafta içi izni olarak kullanabiliyor ya da birikenlerle uzun bir tatil yapabiliyoruz. Neyse ki izinleri kullandırmak yönünden şirketin bir sıkıntısı yok. Hafta sonları eğitimlerle geçtiği için akıllı telefonumu yanımdan hiç ayırmıyorum. Eğitimlerde gözetmen olmak da bir yere kadar tabi ki. Eğitim sırasında arka taraflara yerleşip internette online oyunlar oynuyorum. Ara sıra yöneticim ziyarete gelmiyor değil öyle durumlar için sürekli tetikte olmak gerekiyor. Bir keresinde yakalandım ama hoş bir tesadüf oldu meğerse o da www.oyunlar-slot.com adresinden oyunları takip ediyormuş. Bu sayede bu siteyi keşfetmiş oldum. Kendime uygun bir online casino sitesine kayıt oldum. Artık hem eğleniyor hem de kazanıyorum.
Ben casino oyunlarını severim, yani hiç futbolla alakam yoktur. Geçen gün en sevdiğim oyun sitesi olan www.bonus-slots-oyna.com adresine girerken nasıl oldu anlamadım, karşıma bir futbol yorumu videosu çıktı. Adamlar hararetli hararetli tartışıyorlar. Sanırsınız ki nükleer savaş çıkmış, ya da çıkmak üzere strateji belirleniyor.! Yüzlerinde gayet gergin bir ifade, birbirlerini dövecek gibi bir halleri var. İşin en komik tarafı ise alt tarafı bir top oyunundan bahseden bu adamlar, sanki ülkeyi yönetiyorlarmış gibi siyah takım elbiseler giymişler, janti kravatları ve hatta ceket ceplerinde ipekli mendilleri bile var. Yahu madem spordan, madem bir top oyunundan bahsediyorsunuz, relaks olsanıza biraz!.. Giyin spor kıyafetler üzerinize, gevşeyin gülümseyin .. Yok öyle olur mu, çünkü futbol yorumculuğu çok ciddi bir iş.. Bu adamlar “niye kaleci tutamadı, halbuki çok kolay bir posizyondu” gibi bol keseden atarlarken, sırf bu yaptıkları yorumlar için yüz binlerce liralar kazanıyorlar bir de….
Çevremde hemen hemen herkes çocuğunu özel okula gönderiyor. Bir çok kadın tanıyorum, aldığı maaşın tamamını çocuğunun okul taksitlerine yatıran.. Çocuklarının bu modadan geri kalmasını istemiyorlar. Öyle böyle değil, çok ciddi paralar harcanıyor bu işe. Sadece okul taksidi değil; servisi, yemeği, kıyafeti, etkinliğini de hesaba katarsanız ayda 3000 lirayı geçiyor bu harcamalar. Paralar bir yana, çocukların sırça fanuslarda yetiştirilmesi ise ayrı bir sorun bence. Tamam, özgüvenleri çok yüksek oluyor bu çocukların ama ya ukalalıklarına ve bencilliklerine ne demeli? Konuya buradan girerek bir örnek vereyim. Arkadaşımın 8 yaşındaki çocuğuna sordum:
“-İngilizce öğreniyor musun?” Cevap hakikaten sinir bozucu bir ukalalıkla geldi:
“-Bu ne biçim soru böyle, özel okulda okuyoruz, herhalde biliyoruz İngilizce..”
Ben tabii dumur oldum, cevabıyla gözümde tiksinç bir yaratığa dönüşen çocuğa şunu söylemek isterdim:
“ İnsanlık öğrenmeden İngilizce bilsen ne yazar?”
Çocukların oyunları beni her zaman etkilemiştir. Öyle bir dünya ki umudu, heyecanı, mutluluğu, hüznü bir arada yaşatır. Aslına bakarsanız hayatın kısa bir özeti gibi. Gözünden damlayan gözyaşına aldırmaksızın kocaman gülümsemeleriyle dünyaları ayaklarınıza getirebilirler. Artık büyüdük ve onların oyunlarındaki heyecanına sadece bir izleyici olarak katılım gösterebiliyoruz. Ne kadar mutlu olduklarını düşünüp hayıflanıyoruz. Fakat bizim de mutlu olabileceğimiz küçük ama değerli olan birçok şey var ki. Şimdi maziye dönüp bakıyorum evet, sokağa çıkıp istop oynayamam belki ama bana heyecan ve haz verecek yetişkinlerin tercih ettiği şans oyunlarıyla ilgilenebilirim. Kazanma amacı gütmeden sanal oyunlarla da ilgilenebilirim. Ya da bir blog yazarak yemek tariflerimi binlerce okuyucuya ulaştırabilirim. Sanırım iş kendine zaman ayırmakta ve içinizdeki çocuğu bulup çıkarmaktan geçiyor.
Çocuklar oyun oynarken kendilerini iyi hisseder yetişkinler ise kendilerine zaman ayırdığında. Özüne baktığımızda insan kendisiyle ilgilendiği zamanlarda mutludur aslında.